Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for Aralık 2011

Bir İnsanın Anavatanı Çocukluğudur

Bir gün seminere başlamadan önce kısa boylu güler yüzlü birisi geldi, Hocam elinizi öpmek istiyorum, dedi. Ben el öptürmekten pek hoşlanmadığım için, yanaktan öpüşelim, dedim, öpüştük. Aramızda şöyle bir konuşma yer aldı:

– Hayrola, neden elimi öpmek istedin?

– Hocam, üç yıl önce sizin bir seminerinizi katıldım. Hayatım değişti. O seminerden sonra daha mutlu bir ailem var ve size teşekkür etmek istiyorum; onun için elinizi öpmek istedim.

– Ne oldu, nasıl oldu?

– Üç yıl önce şirketimizin organize ettiği iki günlük bir seminerde bizimle beraberdiniz. O seminerin bitişine doğru dediniz ki, “Bir insanın anavatanı çocukluğudur. Çocukluğunu doya doya yaşayamamış bir insanın mutlu olması çok zordur. Bir annenin, bir babanın en önemli görevi, çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar yaratmaktır.”

Bir süre sustu, bir şey hatırlamak ister gibi düşündü, sonra konuşmaya devam etti:

– Hatta daha da ilerisi için söylediniz; dediniz ki, “Bir ulusun en önemli görevi çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar yaratmaktır.” Ben bir baba olarak sizi duyduğum zaman kendi kendime düşündüm: Ben bir baba olarak çocuğumun çocukluğunu doya doya yaşamasına fırsatlar yaratıyor muyum? Böyle bir sorunun o zamana kadar hiç aklıma gelmediğini fark ettim. Ben ne yapıyorum, diye düşündüm. Benim yaptığım sanırım birçok babanın yaptığının aynısıydı. Dokuz yaşındaki oğlum ben işten eve gelince beni görmemeye, benden kaçmaya çalışıyordu. Neden kaçmaya çalışıyordu, biliyor musunuz, Hocam?

– Hayır, neden?

– Çünkü onu görünce hemen şu soruyu soruyordum. “Oğlum bugün ödevini yaptın mı?” Tuhaf tuhaf bakıyor, gözünü kaçırıyor, daha da sıkıştırınca, hayır anlamına gelen, “cık” sesini çıkarıyordu. Kızıyordum, söyleniyordum, “Niye yapmıyorsun ödevini!” diyordum. Aramızda sürekli tartışmalar, sürtüşmeler oluşuyordu. Tabii bunun sonucunda bütün aile huzursuz oluyordu.

Burada biraz sustu, soluklandı. Sanki hatırlamak istemediği anılar vardı; onların üstesinden gelmeye çalışıyordu. Sonra konuşmaya devam etti:

– Ben sizin seminerinizden çıktıktan sonra düşünmeye başladım. “Ben ne biçim babayım,” diye kendime sordum. Seminer için geldiğim İstanbul’dan çalışma yerim olan Kayseri’ye gidinceye kadar düşündüm; otobüste bütün gece düşündüm ve sonra kendi kendime dedim ki, eşimle konuşayım, biz birlikte bir karar alalım. Diyelim ki bu çocuk isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama doya doya çocukluğunu yaşasın.

– Radikal bir karar!

– Evet, uçta bir karar, ama bu karar içime çok iyi geldi, Hocam. Gerginliğim, üzüntüm gitti, içim rahat etti. Ben eve gelince eşime dedim ki, hadi gel otur, konuşalım. Yemekten sonra oturduk konuştuk, çocuklar yattı biz konuşmaya devam ettik. Seminerde anlatılanları aktardım, böyle böyle böyle diye izah ettim ona ve en nihayet dedim ki, ya benim gönlümden ne geçiyor sana söyleyeyim. Bizim oğlumuz var ya bizim oğlumuz, o isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama çocukluğunu yaşasın! Şimdiye kadar onun çocukluğunu yaşamasıyla ile ilgili pek bir çaba göstermedik, bir bilinç göstermedik, oluruna bıraktık. Gel şimdi değiştirelim bunu.

– Eşiniz ne dedi?

– Hocam biliyor musun ne oldu?

– Ne oldu?

– Karım hayretle bana baktı ve dedi ki, “Bu ne biçim seminer be! Kim bu adam? Öyle şey mi olur; yok bizim ki çocukluğunu yaşayacakmış! Bizim çocuk çocukluğunu yaşarken öbürküler sınıflarını geçecek ilerleyecek! Öyle şey olmaz.”

– Anlıyorum; anne olarak çocuğunun geride kalmasını istemiyor, kaygılanıyor!

– Fakat hocam ben pes etmedim, bırakmadım, mücadeleye devam ettim. Her gün, her akşam gece yarılarına kadar karımla konuştum. Üç gecenin sonunda bana, peki ne halin varsa gör, dedi.

– Pes etti, yani. Peki, sen ne yaptın?

– İşte onu dediği günün sabahı eşofmanımı, ayakkabımı şöyle kapının yanına bıraktım işe gittim; işten dönünce oğlumun gözüne baktım ve dedim ki, oğlum bugün doya doya oynadın mı? Bana hayretle baktı ve “Hayır!” anlamına gelen “cıkk” dedi. O zaman, hadi gel beraber aşağıya ineceğiz, oynayacağız, dedim. Eşofmanımı giydim, ayakkabımı giydim, onunla beraber sokağa çıktık. Pencereden arkadaşları bakıyorlarmış, onlar da sokağa çıktılar; birlikte sokakta oyun oynadık. Akşam saat altıdan sekiz buçuğa kadar sokaktaydık. Eve gelince toz toprak içindeyiz, beraber banyoya girdik, duş yaptık. Havluyla kuruladım, çok mutluyduk ve o günden sonra işten dönünce her gün onunla oynamaya başladım. Her gün, her gün, her gün oynadım. Yedi gün sekiz gün sonraydı galiba, bir gün banyodan çıkarken onu kuruluyorum havluyla, kolumu tuttu, bana döndü ve dedi ki, baba ya, ben seni çok seviyorum. Hocam nefesim durdu, gözüm yaşardı, konuşamadım. Çünkü farkına vardım ki, şimdiye kadar sevdiğini hiç söylememişti. Düşündüm, şimdiye kadar hiç söylemediğinin farkında değildim; belki ömür boyu söylemeyecekti. “Ne büyük tehlike!” diye düşündüm. Ömür boyu onun bana bu cümleyi söylemediğinin farkında olmayacaktım.

– Demek farkına vardın, seni kutlarım. Senin farkına vardığın bu durum birçok anne ve babanın farkında olmadığı gizil, örtük ama önemli bir tehlike!

– İçimde bir şükür duygusu, havluyla çocuğumu kuruladım ve giydirdim ve artık her gün oyun oynamaya devam ettik. Zaman geçti, iki hafta sonra okul, öğretmen veli buluşması için okula davet etti. Daha önceki veli buluşmalarında öğretmen, “Sizin oğlunuz akıllı bir çocuk, ama ödevleri kargacık burgacık yazıyor, dikkat etmiyor. Sınıfta arkadaşlarını rahatsız ediyor, onları itiyor kakıyor, lütfen onunla konuşun. Ödevlerine ilgi gösterin, sınıfta arkadaşlarını rahatsız etmesin. Ödevlerini doğru dürüst yapsın,” demişti. O nedenle öğretmen buluşmasına gitmekten çekiniyordum. Bu davet gelince ben eşime dedim ki, hadi okuldaki buluşmaya beraber gidelim! Yok, dedi, sen tek başına gideceksin, ben gelmeyeceğim.

– Eşiniz gelmek istemedi!

– Hayır istemedi. Ya beraber gidelim, diye ısrar ettim hayır hayır sen yalnız gideceksin dedi. Ben yalnız gittim ve diğer veliler geldikçe sıra bende olduğu halde sıranın arkasına geçtim, sıranın arkasına geçtim ki başka kimse olmadan öğretmenle konuşayım, diye. Mahcup olacağımı düşünüyordum. Her şeyin daha kötüye gittiğini düşünüyordum. En nihayet bütün veliler öğretmenle konuşmalarını bitirip gittiler. Sıra bende! Öğretmenin karşısına geçtim, bana baktı gülümsedi, siz ne yaptınız bu çocuğa, dedi. Hiç cevap vermedim, önüme baktım. Lütfen söyleyin ne yaptınız bu çocuğa, dedi. “Çok mu kötü hocam?” diye sordum. Gülümsedi, hayır, kötü değil, dedi. “Artık sınıfta arkadaşlarını hiç rahatsız etmiyor, ödevleri iyileşti, tam istediğim öğrenci oldu. Ne yaptınız bu çocuğa siz?”

– Herhalde bir baba olarak çok mutlu oldunuz?

– Hocam biliyor musunuz öğretmenin karşısında ağlamaya başladım. İnanamıyordum kulağıma, içimden, vay evladım, biz sana ne yaptık şimdiye kadar, duygusu vardı. Eve geldim, karım yüzüme baktı, gözlerim ağlamaktan kıpkırmızı. “O kadar mı kötü?” diye sordu. Ona da cevap veremedim Hocam, ona da cevap veremedim! Ağladım. Daha sonra anlattım. Hocam onun için sizin elinizi öpmek istedim, teşekkür ediyorum. Benim oğlumun ve onun küçüğü kızımın hayatını kurtardınız. Ailemin mutluluğu kurtuldu. Hakikaten bir insanın anavatanı çocukluğuymuş. Anavatanı mutlu olan bir çocuk çalışmasını, okulunu her şeyini bütün gücüyle yapar ve orada başarılı olurmuş.

“Gel seni yeniden kucaklayayım!” dedim. Kucaklaştık.

“Çocuklar Gülsün diye!” yaşayalım. Çünkü insanın anavatanı çocukluğudur. Çocuklar gülerek, oynayarak büyürse, sonunda büyükler güler. Büyükler mutlu olup gülümseyince tüm ülke, tüm insanlık güler. Çocukların gülmesine hizmet veren herkese selam olsun!

Doğan CÜCELOĞLU

Read Full Post »

 

Durance   Turkiye
ERA Research&Consultancy
Excel İletişim Danışmanlığı
Hakan Çanta
Linomat Ofset
Monami – Şarkgülü Kırtasiye
Omo “Çocuklar Hayata Çıksın”
Öykü Ajans
Turk Henkel Kimya Sanayi
Yurtiçi Kargo
Akın Bayraktar
Arvin Haçıkoğlu
Asuman Sevinç
Aydın Boysan
Aylin Acar
Aylin Özkan
Bahar Akıncı
Başak Birlik
Betül Demirel
Bilge Sina Dalkılıç
Billur Sönmez
Birgül Dilce
Burcu Gül
Burhan Torun
Çiğdem Dilara Yazar
Çiğdem Karakış
Çiğdem Toprakkale
Defne Özdoğan
Demir Kapancı
Deniz Eryavuz
Derya Aktürk Çopur
Didem Küsmez
Ece Akbalık
Elif Ayben Özba
Elif Dikmetaş
Emre Kişhalı
Ercan Keskinoğlu
Eren Cendey
Esin Ertan
Etem Soysüren
Evren Evrim Bocutoğlu
Fatma Geçer
Feyza Yavuz
Figen Kısacık
Füsun Eralp
Gamze Tuna
Gizem Ezgi Dalkılıç
Gökçek Kankaya
Gökhan Atıcı
Gönül Güvenir
Gül Köksal
Gülbin Çoruh
Gülhan Ateş
Hatice Gençkurt
Hatice Nurgün Örnekal
Hülya Demirel
Işılay Çetiner
İdeal Temizlik
İlker Üzüm
İlkin Didar Karatay
Kaan Aşkan
Kamuran Öztekin
Kerem Aşağıhanik
Kerem Vardar
Kübra Pınar Bıdak
Mehmet Durgun
Mehmet Magat
Mehmet Sadi Tekince
Melek Gözdamga
Meltem Ödemir
Merve Altunköy
Merve Pekak
Mufit Semih Tavlı
Murat Zengin
Mustafa İlkay İren
Mürdes Adalı
Nagihan Akçay
Nazlı Güven
Necdet Şadi Demirağ
Nesibe Malkoç
Nihan Çay
Nilay Kapancı
Nurşen Karaman
Orhan Bozdoğan
Osman Teker
Özgür Yazıcı
Pınar Yalçınkaya
Ramazan Burak Ünal
Reşat Bağış Güngör
Rusen Uğurtepe
Samet Keleş
Seda Ceviz
Seda Yeksan
Sefa Kebabçı
Seher Özdoğan
Selin Özufacık
Senem Günüç
Sibel Kaya
Simge Su Fırıncıoğlu
Sinem Göker
Suzinur Şule Turgut
Şenay – Nilay Kırmanlı
Şule Akgül
Tansel Tercan
Togahan Vurgun
Tuğba Çeviş
Tuluğ Özerinç
Uğur Alkan
Uğur Altay
Uğur Mete Sönmez
Yonca Yılmaz
Zeynep Azman

 

Read Full Post »

8MM PRODİKSÜYON VE ELEKTRONİK HİZMETLERİ LTD.
AKN EĞİTİM HİZMETLERİ YAYINCILIK TURİZM SANAYİ
TES KONFEKSİYON (EASTPAK)
TİMS PRODÜKSİYON FİLM VE ORG.SAN.VE TİC.LTD.ŞTİ.
AYHAN ÖZDEN
ABDULKADİR DOĞANLAR
AHMET SERKAN KÜÇÜK
AHMET TANSU YALVAÇ
AHSEN HANDE KÜR
ALİ BÜTÜN
ALPER TERZİOĞLU
ARZU GÜL SALİHOĞLU
ATİLLA DİNÇER
AYÇA ÜNLÜ
AYLA TOSUNOĞLU
AYSUN ALGÜL
AYŞEN DEMİR
GÖKMEN BATGÜN
BAHADIR CEYLAN
BARBAROS ŞEN
BARIŞ AKAĞAÇ
BAŞAK SOYLU
BİLGE HAN
BORA KESKİN
BORA ŞENGEZER
BURAK ÇAVUŞOĞLU
BURAK MALAY
BURCU ORHAN
CANAN YILDIZ
COŞKUN ALAN
ÇAĞRI ÖZDİM
ÇİĞDEM BAKIR
DENİZ BURCU GEN
ELA ERTEGÜN
ELA ÜLKE
ELİF AKBULUT
ELİF DİKMETAŞ
ELİF ŞAHİN
EREN ÇOBAN
ERSİN TEMÜRCÜ
ERTAN GÜRDAL
ERTUNÇ TÜMEN
EVREN EVRİM BOCUTOĞLU
FARUK BURHAN DAĞDELEN
FATİH OKUR
FATOŞ ÖZKAN
FİLİZ GÖKTÜRK
FUNDA DEMİRCİ
FÜSUN ERALP
GÖKSEL YILDIRIR
GÜLTEN ÇINAR
HASAN YILMAZ
HAVVA KARATEPE
HAVVA ZAFER
İBRAHİM KÖRAN
İREM UĞURSOY
LALE ARDA
LEYLA BANU DİKER
LEYLA SOYSAL
LOUISE FRANCES KEMPRECOS
MEHMET ERSİN BİTİRGEN
MEKNÜZE ÖZGÜLE
MELTEM ATICI
MERT PATATUR
MURAT ASLAN
MURAT EFE
MUSTAFA ÇAĞLAYAN
MUSTAFA HAKAN BALOĞLU
MUZAFFER MADİOĞLU
NİZAMETTİN EVİN
NURULLAH ÖZEN
NUSRET HAKAN ÖZSOY
OKHAN ERCİYAS
OLGAÇ ARTAM
ONUR GÖKCEK
ONUR TUTKUN
ORAY DURMUŞ
OZAN KUBLAY
ÖMER GEZER
ÖMER KUBİLAY TAMERKAN
ÖZAY BAŞAR
ÖZCAN KANTAR
ÖZKAN TIĞLI
PERVİN ŞEHSUVARİ
PETROS SAMANCI
RECEP EREN
REŞAT BAĞIŞ GÜNGÖR
SARPER AYDOĞAN
SEDA MERMERCİ
SEFA KEBABÇI
SEMİHA DOĞAN
SEMİHA ÖZDEMİR
SERAP PİRPİR
SERDAR SEYMEN ÇEBİ
SERKAN CEYLAN
SERVET KESKİNKILINÇ
SEVİL ÖNAY
SEYİT MURAT YILMAZ
SİBEL EKŞİ
SİNEM ELAZAT
SUZAN KARİN BALIKÇIOĞLU
ŞAHİN KAYA
ŞAHİNDE GÜLSÜN YILMAZ
ŞENGÜL ALPARSLAN AYDIN
ŞERMİN ALTUNA
ŞULE GÖKÇÖL
TANSU ZÜMRÜTBEL
TUNAY GÜNEŞ
TÜLİN AŞKUN
TÜRKAN BİLEN
VELİ TEMEL
YAHYA ÇİMEN
YONCA AYKUTLU
ZEYNEP ATAÇ
ZEYNEP KÖMÜRCÜ

Read Full Post »